Görünmeyen Emeğin Görünür Olmayan Bedeli
Kadınların iş hayatındaki görünürlük probleminden söz ettiğimizde çoğu zaman konuya yanlış yerden başlıyoruz. Kadınlara daha fazla konuşmalarını, kendilerini daha iyi anlatmalarını, LinkedIn'de daha fazla paylaşım yapmalarını, başarılarını daha görünür kılmalarını söylüyoruz. Oysa bazen mesele kadının kendini anlatamaması değil; yıllardır yarattığı değerin çevresi tarafından zaten "olması gereken" bir şey olarak görülmesi.
Çünkü kadınların görünürlük sorunu çoğu zaman iş hayatında başlamıyor.
Evde başlıyor.
Bir düşünün. Evde kim doğum günlerini hatırlıyor, doktor randevularını organize ediyor, çocukların okul takvimini takip ediyor, öğretmen görüşmesi ayarlıyor, beslenme, ödev, kurs takibi yapıyor, veli toplantılarına gidiyor, aile büyüklerinin ihtiyaçlarını düşünüyor, tatil planını yapıyor, aileyi bir araya getirmek için çaba sarfediyor, evde eksilen şeyi fark ediyor, birinin moralinin bozuk olduğunu ilk anlayan kişi oluyor? Bu işlerin önemli bir kısmı fiziksel olarak çok zaman almıyor olabilir. Fakat zihinsel olarak sürekli bir "takip etme, hatırlama, öngörme ve düzenleme" sorumluluğu yaratıyor.
Sosyolog Arlie Hochschild'ın The Second Shift çalışmasından bu yana literatürde "invisible labor", "mental load" ve "emotional labor" kavramlarıyla tartışılan mesele tam da bu. Bir iş sürekli yapıldığında, düzenli olarak aynı kişi tarafından üstlenildiğinde ve hayatın akışını bozmadığında, zaman içinde emek olmaktan çıkıp karakter özelliği veya doğal sorumluluk gibi algılanabiliyor. Kadın organize ediyor çünkü organize edebiliyor. Hatırlıyor çünkü zaten hatırlıyor. İlgileniyor çünkü daha duyarlı. İnsanları bir arada tutuyor çünkü onun doğası böyle. Böyle mi gerçekten? Yoksa yıllarca bu sorumlulukları üstlenen kadın, mecburen bu konuda kas geliştirmek zorunda mı kaldı?
Ve burada çok önemli bir dönüşüm yaşanıyor:
Sürekli verilen emek, görünmezleşiyor.
Daha da önemlisi, bu görünmezlik yalnızca evle sınırlı kalmayabiliyor.
Evde "nasıl olsa o düşünür" haline gelen kişi, iş yerinde de "nasıl olsa o halleder" kişisine dönüşebiliyor. Düşündüğünde takdir ya da "görünürlük" almayan kişi, düşünmediğinde; görevi olmamasına rağmen eleştiri alabiliyor.
Toplantıdan sonra kimsenin sahiplenmediği işi tamamlayan, yeni gelen çalışanı sisteme adapte eden, ekip içinde oluşan gerilimi yöneten, müşterinin beklentisini herkesten önce fark eden, yöneticisinin işini kolaylaştıran, kurumun hafızasını taşıyan, ekipteki insanların ihtiyaçlarını sezerek işleri birbirine bağlayan kişi yine aynı kadın olabiliyor.
Bunların çoğu iş tanımında yazmıyor. Ama kurumların çalışmasını sağlıyor.
İşte burada kadınların kariyerlerinde çok önemli bir paradoks ortaya çıkıyor: Değer yaratmak ile yarattığın değerin kariyer sermayesine dönüşmesi aynı şey değil.
Bir kadın çok başarılı olabilir. Çok çalışabilir. Çok sorumluluk alabilir. Çok sevilebilir. Çok güvenilebilir. Her şeyi halledebilir. Hatta herkesin "onsuz bu iş yürümez" dediği kişi olabilir. Fakat bütün bunlar onun kişisel markasına dönüşmeyebilir.
Çünkü insanların zihninde "güvenilir", "yardımsever", "fedakar", "uyumlu", "her işi çözer" olarak konumlanmak ile "stratejik", "etki yaratan", "uzman", "lider" ve "değeri yüksek" olarak konumlanmak arasında önemli bir fark vardır.
Ve bazen kadınların kariyerinde problem tam da burada oluşur.
Yaptıkları iş çok görünürdür; fakat o işin yarattığı değer görünür değildir.
Bu ayrım kişisel marka açısından son derece kritik.
Ben kişisel markayı hiçbir zaman "kendini pazarlamak" olarak görmedim, birlikte çalıştığım kişiler için de hiçbir zaman "kendini pazarlama stratejisi" yaratmadım. Kişisel marka, kişinin kendisini olduğundan büyük göstermesi de değil. Daha fazla konuşmak, daha fazla paylaşım yapmak veya herkesin dikkatini çekmek hiç değil. Kişisel marka, kim olduğunuz, ne yaptığınız, nasıl bir değer yarattığınız ve bunun başkalarının zihninde nasıl bir algıya dönüştüğü arasındaki ilişkiyi stratejik olarak yönetmektir.
Dolayısıyla görünürlük, kişisel markanın amacı değil; yaratılan değerin doğru algıya dönüşebilmesi için gereken koşullardan biridir.
Burada kadınlar için çok hassas bir eşik var.
Çünkü birçok kadın yarattığı değeri anlatma konusunda; "Kendimi anlatırsam övünüyor gibi olurum", "İşim zaten konuşur", "Başarılarımı söylememe gerek yok", "Bunu herkes yapıyor", "Ben ekip başarısını öne çıkarmayı tercih ederim" diyebiliyor.
Bu yaklaşımın arkasında elbette kişisel bir tevazu olabilir. Fakat kültürel olarak kadınlardan beklenen davranışlarla birleştiğinde başka bir sonuca da yol açabiliyor: Kadın kendi değerini görünür kılmadığında, başkalarının onun değerini kendiliğinden fark edeceğini, birinin onun emeğini, çabasını keşfedeceğini varsayıyor.
Oysa iş hayatı her zaman böyle çalışmıyor.
Çünkü organizasyonlar yalnızca performansı değil, algılanan performansı da ödüllendiriyor. İnsanlar yalnızca ne yaptığınızı değil, ne yaptığınızı nasıl anlamlandırdıklarını hatırlıyor. Terfiler, yeni sorumluluklar, liderlik fırsatları, davetler, müşteri ilişkileri ve etki alanı yalnızca "iyi iş yapmakla" değil, o iyi işin zihinsel bir karşılığının oluşmasıyla da şekilleniyor.
Bu nedenle bir kadının görünür olması, egosunu büyütmek değildir.
Yarattığı değerin organizasyon içinde kaybolmasına izin vermemektir.
Hatta bana göre görünürlük, özellikle liderlik yolundaki kadınlar için bir ego meselesi değil, bir liderlik sorumluluğudur.
Çünkü görünmeyen uzmanlık başkalarına ilham veremez. Liderlerin yarattığı değeri stratejik olarak yönetebilmesi için, önce bunun "otomatik, sıradan, herkesin yaptığı bir şey" olarak görmemesi gerekiyor. Çünkü görünmeyen katkı yeni fırsatlara dönüşemez. Görünmeyen liderlik, etki alanını genişletemez.
Fakat burada yine bir yanlış anlaşılmaya dikkat etmek gerekiyor: Çözüm daha fazla görünür olmak değil.
Daha anlamlı görünür olmak.
*Her toplantıda konuşmak değil; önemli bir katkı olduğunda onu sahiplenmek.
*Her gün LinkedIn'de paylaşım yapmak değil; uzmanlığınızı temsil eden düşünceleri görünür kılmak.
*Her başarıyı anlatmak değil; yarattığınız etkinin ne olduğunu ifade etmek.
Örneğin "Projeyi başarıyla tamamladık" demek başka bir şeydir. "Bu projede iki farklı ekibin çalışma biçimini yeniden yapılandırarak süreci hızlandırdık ve müşteri memnuniyetini artırdık" demek başka.
İkincisinde kişi kendini övmüyor.
Değerin bağlamını açıklıyor.
Bu yüzden görünmeyen emeği görünür kılmanın ilk adımı, yaptığınız işleri listelemek değil; onların etkisini fark etmektir.
Bu hafta kendinize şu soruları sorun:
*Son altı ayda hangi problemi benden başka kimse sahiplenmeden ben çözdüm?
*Benim katkım olmasaydı ne daha zor, daha yavaş veya daha düşük kaliteli olurdu?
*Hangi işi sürekli yaptığım için artık kimse bunun bir katkı olduğunu fark etmiyor?
*İnsanlar benden en çok hangi konuda yardım istiyor?
*Benim doğal kabul ettiğim hangi beceri aslında başkaları için yüksek değer yaratıyor?
Ve belki de en önemlisi:
Benim hakkımda insanların şu anda bildiği şey ile bilinmesini istediğim şey arasında nasıl bir fark var?
Bu sorular yalnızca bir kişisel marka çalışması değildir. Aynı zamanda kariyer farkındalığı çalışmasıdır.
Çünkü insan bazen yıllarca kendisini "çok çalışan biri" olarak tanımlarken, aslında "karmaşık problemleri çözen", "insanları ortak bir amaç etrafında birleştiren", "stratejik düşünen", "güven inşa eden" veya "değişimi kolaylaştıran" bir profesyonel olabilir.
İşte kişisel marka çalışmasının benim için en değerli taraflarından biri burada başlıyor: Kişinin yaptığı işi yeniden görmesini sağlamak.
Çünkü görünürlük dışarıdan başlamıyor.
Önce içeride başlıyor.
Kendi katkını fark etmiyorsan, onu doğru ifade edemezsin. Kendi değerini sıradanlaştırıyorsan, başkalarının da sıradanlaştırmasına şaşırmamak gerekir.
Ve burada kadınlar için daha büyük bir mesele var.
Yıllarca evde, işte ve ilişkilerde "nasıl olsa o yapar" kişisi olmak; zamanla insanın kendi hayatındaki ihtiyaçlarını bile ikinci plana atmasına neden olabiliyor. Sürekli başkalarının ihtiyaçlarını önceleyen kişi, kendi zamanını, enerjisini, kariyerini ve hatta yaşam kalitesini de daha kolay feda edebiliyor.
Bu nedenle görünmeyen emeği konuşmak yalnızca terfi veya maaş meselesi değil.
Hayat kalitesi meselesi de.
Çünkü sürekli katkı sağlayan ama katkısının sınırlarını, değerini ve karşılığını tanımlamayan kişi zamanla tükenebilir. Daha fazla sorumluluk alır ama daha fazla etki alanı kazanmaz. Daha çok çalışır ama daha fazla özgürleşmez. Herkesin güvendiği kişi olur ama kendi ihtiyaçlarını erteleyen kişi haline gelebilir.
Bu yüzden belki de kadınların kendilerine sorması gereken soru yalnızca "Nasıl daha görünür olabilirim?" değil.
"Neyi artık görünmez biçimde taşımayı bırakmalıyım?"
Çünkü kişisel marka yalnızca görünür olanı artırmakla ilgili değildir. Bazen görünmezliği yaratan davranışları bırakmakla ilgilidir.
Her şeyi üstlenmemek.
Her problemi çözmemek.
Başkalarının başarısının arkasında sürekli görünmez destekçi olmamak.
Kendi katkını "ekibin başarısı" cümlesinin içinde eritmemek.
Ve gerektiğinde "Bu benim yarattığım değer" diyebilmek.
Bence "Başarılı Kadından Marka Kadına" yolculuğunun en önemli kırılma noktalarından biri tam olarak burası.
Başarılı kadın, değer üretir.
Marka kadın, ürettiği değerin ne olduğunu bilir, onu sahiplenir, doğru insanlara doğru şekilde anlatır ve bu değerin kendi hayatında da bir karşılığı olmasına izin verir ve etki alanını genişletir. Çünkü amaç daha fazla çalışmak değil. Daha fazla kendini göstermek de değil. Amaç, zaten yarattığın değerin görünmez kalmayacağı bir çalışma ve yaşam biçimi kurmak.
Ve belki bugün kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi: Ben hayatımın hangi alanında o kadar uzun zamandır değer yaratıyorum ki, artık kimse bunun bir emek olduğunu hatırlamıyor? Çünkü kişisel marka yalnızca görünür olanı artırmakla ilgili değildir. Bazen görünmezliği yaratan davranışları bırakmakla ilgilidir. Ve belki de en önemlisi, değerinizin kanıtını sürekli daha fazla çalışarak üretmeye çalışmaktan vazgeçmek.
Çünkü bazen sorun daha fazla değer yaratmamız değildir. Zaten yarattığımız değerin yeterince tanınmamasıdır. Bu, daha çok yer kaplamak değildir. Kendi yerini başkalarının tanımlamasına izin vermemektir. Bu, herkese kendini kanıtlamak değildir. Kendi değerini görünmez kılan düzeni fark etmektir.
Çünkü hayatımız boyunca bize “değerli olmak için daha fazlasını yap” denmiş olabilir. Belki artık başka bir soruyu sormanın zamanı geldi: Daha fazlasını yapmak yerine, zaten yarattığım değerin hakkını vermeye ne dersin?
Kendine. Emeğine. Uzmanlığına. Zamanına. Ve hayatına.
Çünkü gerçek görünürlük, herkesin seni görmesi değildir.
Önce senin, kendinde olan değeri artık görmezden gelmemen.
Çünkü, görünmeyen emeğin en büyük riski, bir süre sonra yalnızca başkaları tarafından değil, kişinin kendisi tarafından da sıradan kabul edilmeye başlanmasıdır.



